Mükremin KIZILCA
guneyyurthaber@hotmail.com

TÜM YAZILARI

SIKINTILARDAN KURTULMAK İÇİN DUALAR

Ticari hayatlar başta olmak üzere geçim düzenlerinde, aile hayatında ve çocuk yetiştirmede ummadık zamanlarda herkes boyunu aşan dar günler geçirir. Bu durumlarda eski deyimle “Mücerrebat” denilen denenmiş reçeteler vardır. Özellikle son zamanlarda yine depreşen bireysel ve toplumsal sıkıntılarımızı aşmak için bu reçetelerden bazılarını değerli okuyucularımla alenen paylaşmak istiyorum.



Peygamber efendimiz s.a.s, “sıkıntı ve belaların en büyüğü peygamberleredir, sonra kademe kademe diğer kullara bela bulaşır” (A. Hanbel / 423) buyurmaktadırlar.



Hz Fatma anamızın sözünü de aklımızdan çıkarmayalım: “başıma öyle belalar geldi ki onlar gündüzün başına gelselerdi geceye dönüşürlerdi” sakın Hz Hüseyin efendimizin şehadeti üzere söylendiğini sanmayalım, Fatma anamız efendimizden sadece altı ay sonra vefat etmiştir.



Hayat boyu çektiği sıkıntılar sırasında yüce peygamberimizin her gün her namazdan sonra tekrarladığı şu duayı biz de tekrarlayalım, her şeyin farklı olacağına şahit olacağız mutlaka:



“Allah’ım çirkinlikten ve bütün pisliklerden, borçluluktan, günahkârlıktan, korkaklıktan, elden ayaktan düşecek kadar yaşlanmaktan, acizlik, korkaklık, tembellik, yaşlılıktan, düşünceden, tasadan, cimrilikten, kulağımın gözümün kalbimin dilimin ve cinsiyetimin şerrinden, azlıktan, azgınlıktan ve zulme uğramakla zulüm yapmaktan, korkmayan kalpten, faydasız ilimden, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan, aşırı borçtan, düşmanları güldürmekten, çok düşmandan, beni küçük düşüren işlerden, yolda bırakacak arkadaştan, beni senden uzaklaştıracak isteklerden, seni unutturacak yoksulluktan ve beni azdıracak zenginlikten sana sığınırım” (Buhari / 140)



“Dua Eden Yok Mu?”



Ebu Hüreyre r.a. anlatıyor: peygamberimiz a.s. buyurdular ki: ümmetime ağır gelmeyeceğini bilsem her abdestte misvak kullanmayı şart koşardım. Bir de yatsı namazını gecenin üçte birine veya gece yarısından sonraya ertelemelerini isterdim. Zira bu saatlerde Allah cc dünya semasına rahmetiyle tecelli ederek şöyle seslenir: dua eden yok mu kabul edeyim, af dileyen yok mu affedeyim, tevbe eden yok mu tevbesi kabul olunsun. Bu durum sabah namazına kadar sürer. Darekutni / 18



Yukarıdaki sahih hadis-i şerifte gece yarısından sonra herkes uyurken seher vakti yapılacak duaların asla reddedilmeyeceği bizzat yaratıcımız tarafından vaat ediliyor. O halde Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından uzak duran, helalı haramı ayıran, iyiliği emreden fenalıklardan sakındıran, ahlak ve istikamet sahibi mazbut bir Müslüman bu duaları verilen vakitlerde yaptıktan sonra ötesini Allaha bırakarak sebeplere yapışmalıdır.



Bütün peygamberler sıkıntıların en büyüğüne maruz kalan zatlardır. Kur’an-ı kerimde peygamber efendimiz başta olmak üzere birçok peygamberin sıkıntılı durumlarda yaptıkları dualar ilticalar ve nasıl kurtuldukları defalarca örneklerle anlatılmaktadır:



Hz Adem a.s.: Cennetten atıldıktan sonra rahata erdiği dua: “Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (Araf/23)



HZ Yunus a.s. balıklar tarafından yutulduktan sonra kurtuluşunu sağlayan dua: “ “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.” (Enbiya/87)



Hz Eyyub a.s: her tarafını saran illetlerden kurtulmasına vesile olan dua: “Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." (Enbiya/83)



Sıkıntı çekmeyen insan yoktur. Sıkıntıları aşmak için Allah cc ve resulü S.A.S çok önemli tavsiye ve ipuçları vermişlerdir. Bu tavsiyelere uyduğumuz takdirde hele hele önerilen duaları yaptığımız takdirde sıkıntıların asla sahibinde barınamayacağı kesindir.



Allah’ın cc bizi “önemsemesi” (Furkan / 77) ve yüce resulünün s. a. s. şefaatinin ulaşabilmesi için bizim de dilimize bazı şeyleri tesbih etmemiz gerekiyor.



Bir sıkıntının insandan uzaklaşmasına ferec denir bunun tef’il babından müteaddisi tefriçtir bu da sıkıntıyı aşmak manasını taşır. İşte burada karşımıza Salat-i Nariye de denilen Salat-i tefriciye çıkmaktadır. Tefric sıkıntıların açılması demektir.



“Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ-seyyidina Muhammedin ellezi tenhallü bihi’l ‘ukadü ve tenfericü bihi’l-kürabü ve tukdâ bihi’l-havâicü ve tünâlü bihi’r-rağâibü ve hüsnü’l-havâtimi ve hüsnü’l-havâtim ve yüsteska’l-ğamâmü bi-vechihi’l-kerîmi ve ‘alâ âlihi ve sahbihi fî-külli lemhatin ve nefesin bi-adedi külli ma’lûmin lek”



Anlamı: “Ya Rab! Efendimiz Muhammed’e tam ve mükemmel bir salat ve selam eyle. O Nebi ki, onun yüzü suyu hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar dağılır, ihtiyaçlar karşılanır, arzulara ve güzel akıbetlere erişilir, bulutlardan yağmur dökülür… Onun âline ve ashabına da salât ve selam eyle Ya Rab! Her an, her nefeste ve senin bildiklerinin sayısınca.”



“Selamün Kavlen min rabbin Rahîm”



Yasin- i şerifteki bu ayet-i kerimeye devam etmelidir. Yedi kere bu ayet-i kerimeyi okuduktan sonra namazlardan sonra tekrarlanan “Allahümme ente’s-selam ve minke’s-selam tebârekte yâ ze’l-celali vel’ikram” telbiyesini de dilimize tesbih etmeliyiz.



Tabi bütün bunlar Allah’ın izni ve keremiyle tecelli edecektir. Zira onun kesin taahhüdü vardır unutmayalım:



“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara / 186)



O halde ed’iye-i me’sure denilen bazı tesbihleri gün içinde dilimize alıştıralım.



Ya Kâdıye’l-hâcât – ey bütün eksikleri gideren!

Ya Hâlle’l-müşkilat – ey bütün sıkıntıları çözen!

Ya kâfiye’l-mühimmât – ey önemli olanları yetiren / yeten -

Ya Dâfia’l-beliyyât – ey belaları uzaklaştıran!

Ya Erhame’r-râhimin - ey merhametlilerin en merhametlisi!

Ya Münzile’l-berekât – ey bereketleri indiren!

Ya Şâfiye’l-emrâz – ey hastalıklara şifa veren!

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm – Bütün güç ve kuvvet sana aittir.



Mükremin Kızılca