Orhun Veli BATU
orhunveli@hotmail.com

TÜM YAZILARI

AKADEMİSYEN NAZARİYESİ VE TERÖR

Barış, İnsan hakları, Demokrasi, Özgürlük…



 Bu evrensel değerler, 30-40 yıldır, ayrılıkçı Kürtlerin adeta dillerine pelesenk ettikleri, bu söylemlerle yatıp kalktıkları, içeride ve dışarıda bu değerler üzerinden Türkiye’yi vurmaya çalıştıkları acı birer vakıadır. 



 Geçmişten günümüze bağımsız bir devlet kurma arzusunu, tarihsel süreçteki bütün Kürt isyanlarıyla göstermiş olan bu kesim, zaman içerisinde, şartlarında henüz olgunlaşmadığı gerçekliğinden hareketle, söylemlerini bağımsız bir devlet kurma çizgisinden çıkarıp, bunu daha çok yerel yönetimlerin güçlendirilmesi; ya da bir adım ötesi “Özerklik,” taleplerine dönüştürmüşlerdir. 



Çözüm süreci; PKK’nın silahları bırakması karşılığında, ayrılıkçı Kürtlere mecliste siyaset yapma imkânını sunarken ve toplumsal bir uzlaşıya umut ışığı olurken, maalesef terör örgütü bu olumlu atmosferi, Güneydoğu’nun bazı illerini cephaneliğe çevirerek ve bir oldubittiyle, Suriye’de ki gibi bir kanton bölge yaratma yoluna gitmişlerdir. Ve akıllarınca öz yönetim ilan ederek, gerçek niyetlerini ortaya koymuşlardır.



Seçimlerde Türkiye partisi olma vaatleriyle, oldukça anlamlı oy alan malum parti, kendilerine verilen bu krediyi doğru kullanmak yerine, terör örgütünün savaş alanına çevirdiği illerde “Hendek siyaseti,” güderek, samimiyetsizliklerini ortaya koymuşlar ve bağımsız, yapıcı sivil siyaset yerine, her zamanki gibi terör örgütünün temsilciliğine soyunmuşlardır.



Akademisyenler Bildirisine Gelince…



“Düşünce hürriyeti,” silaha başvurulmadığı sürece, “Genelin,” bakış açısından farklı olan fikirlerin, ne kadar incitici olursa olsun, evrensel insan hakları bağlamında hoşgörü ve saygı gösterilmesi gereken evrensel bir “Değer,” olarak kabul görür. Bu anlamda, ‘akademisyenler bildirisi,’ her ne kadar toplumun genelinde bir infial yaratsa da, onlar için bir linç kampanyasına dönüşecek bir tavır içinde olmak, yanlış olacaktır. Bunun yerine, hukuk kuralları içerisinde kalarak, onları kendi vicdanlarıyla baş başa bırakmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.  



Ancak, vahşi terör örgütünün, hendekler kazdığı, tuzaklar kurduğu; her gün onlarca masum insanı, bebekleri öldürdüğü; içinde öğrenciler bulunan okulları yaktığı; hastaneleri bombaladığı, ambulansları kurşunladığı; yöre halkına kan kusturduğu apaçık gözler önündeyken; bu adı geçen sözde aydınların, ‘devleti şiddet yanlısı gösteren bildirilerinin,’ düşünce hürriyeti anlamında bir ‘değer,’ taşıyabilmesinin çok zor olduğunu düşünüyorum… Devletin terörle mücadeledeki yöntemlerini eleştirebilirsiniz; ancak terör örgütünün yanında yer alamazsınız. Kaldı ki devletin, bu zorlu mücadeleyi ne kadar titizlikle yürüttüğü apaçık ortadayken. Objektiflikten ve bilimsellikten uzak bu bildiri, kimselere hiçbir fayda sağlamazken, yalnızca terör örgütünün ekmeğine yağ sürmüştür.  



11 Eylül Olayları ve Charlie Hebdo terör saldırıları karşısında, gelişmiş toplumlardaki aydınların, akademisyenlerin ve farklı görüşe sahip siyasi partilerin tutumlarıyla, bizde ki sözde aydınların tutumları arasındaki fark nasıl açıklanabilir acaba?   



Elbette, yüz binlerce Türk aydınını, bu münferiden gelişen bildiri nedeniyle töhmet altında tutmamak gerekir. Ama o malum bildiriye imza koyan, objektiflikten uzak, bilerek ya da bilmeyerek, teröre çanak tutan sözde aydınların, sırf bu iktidar partisi bizim düşüncemizden değil, diyerek, devletin ve milletin hassasiyetlerini göz ardı etmeleri, devleti şiddet yanlısı göstermeleri; ekmeğini yedikleri bu millet nezdinde açıkçası bir infial yaratmıştır. “ Fikir özgürlüğü,” kavramı üzerinden yayınladıkları o bildiriyi, cesaretleri varsa eğer, 14 Ocak 2016 tarihinde teröristlerce katledilen üç minik yavrunun başuçlarında okumalarını isterdim. İçinde yaşadıkları toplumun değerlerinden bu kadar uzak, halktan bu kadar kopuk bu aydın kesimin, sosyolojik açıdan üniversitelerde araştırma konusu yapılması gerektiğini düşünüyorum. 



Barış, insan hakları, demokrasi ve özgürlük… Tüm bu evrensel değerleri, sükseli bir kıyafet gibi terör örgütü ve uzantısı siyasi parti de giyiyor; maalesef bazı sözde aydınlarımızda. Ancak ne hikmetse, karanlık bedenleri elbisenin bir taraflarından sırıtıyor… O güzelim elbise, o çarpık bedenlere bir türlü uymuyor. 



Siyasi düşüncemiz ne olursa olsun, hangi partiye oy verirsek verelim, söz konusu olan vatansa eğer; milletçe dayanışma içinde tek yürek, tek ses olmamız gerekiyor. Barış, insan hakları, demokrasi ve özgürlük; tüm bu evrensel değerler, “insan,” varsa vardır. Fikir hürriyeti, “vatan,” varsa evladır…



Sevgiyle, birlik ve beraberlik içinde kalın…



17.01.2016

Orhun Veli BATU