Hasan ŞİMŞEK
info@ermenekgundem.com

TÜM YAZILARI

ATATÜRK VE ON KASIMIN ANIMSATTIKLARI

Bu yazı notlarımı 28 yıl önce verdiğim “Atatürk ve Basın “ konulu yüksek lisans tezimin  taslak kitabının notlarından alıntı yaparak yazdım.  Amerika’dan gazetecilik eğitimi alarak yurda dönen Zekeriya Sertel,1923 yılının başlarında iş aramak için Ankara’ya uğrar. Daha önceden yapmış olduğu araştırmalar neticesinde,  kendisinin Ankara’da iş bulabileceği söylenmiş ve bu umutla Ankara’ya gelmiştir. O  dönemde Ankara’da devlet kadrolarında çalışacak kalifiye ve özverili elemanlara şiddetle ihtiyaç vardır. Ankara Hükümeti için Zekeriya Sertel ideal bir basın mensubudur. Onu  Matbuat Umum Müdürlüğüne getirdiler. Zekeriya Sertel’e göre Matbuat Umum Müdürlüğü savaş şartlarında kurulduğu için ilkel bir durumdaydı. Sertel, basını izliyor, milletvekilleri için  dış basından çevriler yapıyor arada sırada da bültenler çıkarıyordu. Anadolu Ajansı da  Zekeriya Sertel’in başında olduğu müdürlüğe bağlı idi. Fakat o da ajans olmaktan başka bir şey diyerek ilkel şartlar altında çalıştıklarını vurguluyordu. Kendisi,  “ Anadolu Ajansı’nı dünya haber ajansları ile ilişkiler kurarak aktif ve gerçek bir ajans hâline getirmeye  çalışıyordum.” diyerek çabalarını anlatır.
 Zekeriya Sertel, Batı Trakyalı varlıklı bir ailenin çocuğudur. Normal şartlarda/kendi  olanakları ile ABD’ye gitmiş ve gazetecilik eğitimi görmüş ve ülkemize dönmüştür.  Ankara’daki yeni Hükûmet bunun deneyimi ve tecrübesinden yararlanmak ister ama, o  zamanki imkânlar çerçevesi içinde iki  taraf da bunu gerektiği şekilde değerlendiremez..  Hakimiyet-i Milliye gazetesinin iyileştirilmesi için İsmet Paşa, Zekeriya Sertel’e gazeteyi   nasıl bulduğunu sorar. Sertel, böyle bir gazete tanımadığını söyler. Aslında gazetenin Atatürk  tarafından kurulduğunu ve Kurtuluş Savaşı boyunca Atatürk’ün düşüncelerini açıkladığı bir  yayın organı olduğunu bilir. Amacı, gazetenin ilkel şartlar içinde çıktığını ve iyi  okunmadığını, İstanbul’dan gelen gazetelerin ondan daha çok okunduğunu anlatmak ve  gazeteyi  yenilemek düşüncesini dile getirmek olsa da , Ankara  Hükûmeti’nin , ABD’deki  hatta  İstanbul’daki yayıncılık anlayışına göre  çok zor ve  kıt imkânlarla sahip olmasından   habersiz bir havası vardır.
 Hakimiyeti Milliye gazetesinin yayın kalitesi yönünden Zekeriya Sertel, İsmet Paşa ile aynı düşüncede olduğunun farkındadır. Birlikte Çankaya’ya giderler. İsmet Paşa yeni Matbuat  Umum  Müdürünü Atatürk’e tanıtır. Düşüncelerini dinler ve bir heyet olarak rapor  hazırlamalarını ister. Evdeki hesap çarşıdakine uymaz. Sertel, ABD imkânlarına göre bir proje  ile Ankara Hükûmeti’ nin karşısına çıkar, üzerine aldığı görev yapamaz, görevden ayrılmak  zorunda kalır ve İstanbul’a döner. Bu Sertel, 15 yıl sonra Ata’nın cenazesinin 19 Kasım  1938 günü İstanbul’dan Ankara’ya nakli sırasındaki gözlemlerini şöyle anlatır: “Atatürk’ün ölümü Türk milleti üzerinde derin bir üzüntü yaratmıştı. Cenazesinin  kaldırılacağı gün, bütün şehir halkı ve dışarıdan gelenler sokaklara dökülmüştü.  Dolmabahçe’den Sultanahmet’e giden yol, daha sabahtan Atatürk’e son saygı görevini  yapmak isteyen insanlarla dolmuştu.” Zekeriya Sertel ve eşi cenaze alayını daha iyi görmek için “Yenicami” minarelerinden birinin şerefesine çıkarak gelen korteji izliyordu. Sertel gördüklerini şöyle anlatır:  Nihayet köprünün Karaköy ucundan cenaze alayı göründü. en önde elinde siyah şapkasıyla  başı açık yürüyen Celal Bayar, arkasından top arabasında Atatürk’ün tabutu. Arkasından  tekbir sesleri, matem havası çalan askerî mızıka öğrencileri, gençler ve bir karabulut hâlinde  halk yığınları… Aşağıdan ilahi sesleri ve hıçkırıklar yükseliyordu. Bütün millet ağlıyordu.  Bu güzel, fakat hazin manzarayı seyrederken Atatürk’ün son 15 yıllık hayatı bir sinema şeridi  gibi gözlerimin önünden geçti. O vakit vicdanımla bir hesaplaşma gereği duydum. Sağlığında  bu adama karşı hürriyet ve demokrasi savaşı yapmıştık. Onu demokrasi ve hürriyeti  getirmediği için adeta suçlu sayıyorduk. Onun hareketlerini diktatörce buluyorduk. Çünkü o  vakit ormanın içinde idik. Ağaçları görüyorduk ama ormanın büyüklüğünü göremiyorduk. Şimdi, geçen olayları daha aydın görebiliyordum. Atatürk, memleketin sosyal, siyasal ve  ekonomik hayatında büyük devrimler yapmıştı. Halifeliği ve padişahlığı yıkmış, yerine bir  Cumhuriyet rejimi getirmişti. Halkın sosyal hayatında ve geleneklerinde birçok esaslı değişiklikler yapmıştı. Birbiri ardına gerçekleştirdiği devrimler o zaman birçok  hoşnutsuzluklar yaratmıştı. Halife ve padişahtan yana olanlar ona cephe almışlardı. İttihatçılar  ona karşı suikast tertiplemişlerdi. Şapka ve yazı devrimleri, tekkelerin ortadan kaldırılması, birçok kötü geleneklerin yıkılması bazı kimseleri tedirgini etmişti. Emperyalistler de  memleket içinde isyanlar çıkarmışlardı. İstanbul’da bütün hilafetçi, padişahçı ve gerici basın  Atatürk’e karşı yaylım ateşi açmıştı. Bütün bu koşullar içinde demokrasi gelişebilir miydi?  Tersine, devrim düşmanlarına karşı az çok sert davranmak gerekir. Atatürk de iç ve dış düşmanlar karşı ihtiyatlı ve tedbirli bulunmak ihtiyacındaydı. Böyle olmakla birlikte Hitler ve  Mussolini biçiminde bir diktatörlüğe gitmedi. Kişi yönetimden çok meclis egemenliğine önem  verdi.(1 )
 Bizim istediğimiz kadar değilse de, yine de günün koşullarının el verdiği ölçüde hür bir rejim  kurdu. Biz eleştirilerimizi özgürce yapabildik. Zaten büyük adamlar ölümlerinden sonra  anlaşılır. Atatürk de bütün ölçüleriyle şimdi anlaşılmaya başlamıştır.” diyerek Büyük Ata’nın  arkasından on beş yıllık bir vicdan muhasebesi yapar. 13 Kasım 2015. Hasan ŞİMŞEK
 1) Sertel, Zekeriya, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, 1987.