Orhun Veli BATU
orhunveli@hotmail.com

TÜM YAZILARI

ARAKANDA NELER OLUYOR!!! 

Çok fazla bilinmeyen Myanmar; resmî adıyla Myanmar Birliği Cumhuriyeti ve ayrıca bilinen adlarıyla Burma ya da Birmanya; Güneydoğu Asya’da, Andaman Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, Bangladeş, Çin, Hindistan, Laos ve Tayland arasında yer alan bir ülkedir. 

Arakan ise; Myanmar’ın 7 eyaletinden biri ve Bangladeş sınırında, 50.000 Kilometre karelik bir alanda yer alıyor. Nüfusu, 4 milyondan fazla iken, son yaşanan katliamlardan ve soykırımdan sonra 1,5 milyona kadar gerilediği iddia ediliyor.   

Çoğunluğu Budist olan Myanmar’da resmî makamlar; Müslümanların nüfusun % 4’ünü oluşturduğunu iddia etmektedirler. Ancak Müslüman önderler bu oranın % 10 ile 14 aralığında olduğunu söylemektedirler. Müslümanların etnik köken dağılımı ise şöyledir:  % 68 Hint, % 30 Myanmar, % 2 Çin asıllı… Müslümanların % 41’i Arakan bölgesinde geri kalanı ise ülkenin diğer bölgelerinde yaşamaktadırlar. Büyük çoğunluğu Hanefi mezhebindendir. (Vikipedi)  

İslam'ın ülkeye girişi ilk kez, hicri birinci asırda Müslüman tacirler aracılığıyla oldu. Peygamberimizin sahabelerinden Vakkas bin Malik (r.a) ve bir grup arkadaşı bu ülkeye ilk ayak basan Müslüman tacirlerdir. Daha sonra Müslümanların bu ülke ile ticaretleri artmıştır. Hicri ikinci asırda Müslüman tacirlere ait bir gemi, Arakan'a yakın Bengal Körfez'inde batmış ve gemideki onlarca Müslüman karaya çıktıktan sonra bir daha ülkelerine dönmemişlerdir. Arakan'a yerleşen bu Müslümanlar, İslam'ın bu bölgede yayılmasında büyük emek göstermişlerdir. 
 

13. yüzyıla gelindiğinde Arakan Halkı tamamen Müslümanlaştı ve 1430 yılında Arakan İslam Devleti kuruldu. Arakan İslam Devleti'nin ilk sultanı ise Süleyman Şah'dır. Arakan İslam Devleti 1784 yılına kadar bölgeye hükmetti. Bu dönemde Arakan bir ticaret ve ilim merkezi oldu. Portekizliler, Hollandalılar uzun yıllar Arakan ile ticaret yaptılar ve Arakan, ekonomik olarak güçlü bir hale geldi. 

Arakan Halkı, İslam Devleti'nin yıkılmasının ardından Budistler tarafından sürekli olarak din değiştirmeye zorlandı. Fakat Arakanlı Müslümanlar, her ne pahasına olursa olsun dinlerini terk etmediler. Bunun üzerine Burmalı Budistler, askerlerden aldıkları destekle Arakanlı Müslümanlara yönelik büyük bir katliama giriştiler. 

25 Ağustos 2017 tarihinde, Arakan’ın Maungdaw bölgesinde polis ve sınır karakollarına eş zamanlı şüpheli saldırılar düzenlendi. Hükümet ordusu; Arakanlı direnişçiler tarafından yapıldığı iddia edilen karakol saldırılarını bahane ederek; Müslüman azınlığın yaşadığı yerleri yakıp yıkmaya ve sivillere yönelik katliamlara başladı. Özellikle; kadın- çocuk demeden, masum insanlara yönelik vahşete varan görüntüler, yenilir yutulur şeyler değil. Arakandan kaçan siviller; Bangladeş hükümetinin sınırlarını kapatması nedeniyle de, sınır bölgesinde sıkışıp kaldılar. 31 Ağustos 2017 tarihi itibarıyla da, konuyla ilgili olarak toplanmış olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden de, “Kınamanın,” ötesinde, sevindirici bir haber çıkmadı. Velhasıl, Arakanlı Müslümanlar yine bir başına kaldı. 

Özetle; Myanmar tarafından, vatandaşlık hakkı verilmeyen; kadın-çocuk demeden hunharca soykırıma uğrayan, vahşice öldürülen Arakanlı Müslümanlar için acilen bir şeyler yapılmalıdır. Öncelikle, Bangladeş hükümetiyle diplomatik ilişkiler yoğunlaştırılmalı; Arakanlı sığınmacılara acilen kucak açmaları sağlanmalarıdır. Myanmar’ı karşısına almak istemeyen ve daha önce de oldukça sığınmacı kabul etmiş olan Bangladeş, cesaretlendirilmelidir. Ayrıca; Myanmar üzerindeki diplomatik baskı arttırılmalı; Arakan bölgesine insani yardım koridoru kurulmalıdır. Zevki-sefa içerisinde yaşayan, çevresinde olup biten zulümlere gözlerini kapamış Arap ülkeleri de uyandırılmalıdır. Artık sorun çözmekten ziyade; bizzat kendisi sorun olmaya başlamış Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi; bir şekilde harekete geçirilmeli; bunun için basın-yayın, iletişim araçları ve sosyal medyanın gücü sonuna kadar kullanılmalıdır.  

Son söz; uzun vade de, alternatif bir Birleşmiş Milletler kurulmalıdır. İnsanları dinine, diline, ırkına, inancına göre ayırmayan; antiemperyalist bir anlayışa sahip, mazlumların yanında yer alan bir Birleşmiş Milletler olmalıdır bu… Bu mümkün müdür bilemem. Gönlümden geçen bu… 

Bir Müslüman olarak; zulüm gören bir Hıristiyan da olsa; bir Yahudi de olsa; bir Budist; bilemediniz bir ateistte olsa; tepkim aynı olurdu. Ne var ki, günümüz dünyasında; daha çok Müslümanlar, büyük acılarla karşılaşıyorlar. Bosna da, Afganistan da, Irak’ta, Suriye de, Arakan da… Sanırım, bu durumun yine en büyük sorumlusu yine Müslümanlar… Bir olamamaları, birlikte hareket edememeleri… Sahip oldukları dinin kıymetini bilememeleridir. 

SEVGİYLE KALIN…                                  

Orhun Veli BATU 

31 Ağustos 2017